İslam dünyasında yeni ittifak arayışı: Askerî güçten ortak iradeye
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile Türkiye, Katar, Endonezya ve Pakistan arasında imzalanan Bedir Mutabakat Zaptı, İslam dünyasında savunma iş birliğinin yeni bir aşamaya geçtiğine işaret ediyor. Ortak savunma, askerî teknoloji paylaşımı ve yerli üretim hedefleriyle öne çıkan bu girişimler, İslam ülkelerinin kendi güvenliklerini sağlama ve dışa bağımlılıklarını azaltma arayışını güçlendiriyor.
İslam dünyası, uzun yıllardır savaşlar, işgaller, iç çatışmalar, dış müdahaleler ve ekonomik bağımlılıkların oluşturduğu ağır bir tabloyla karşı karşıya. Filistin’de devam eden insani dram, Gazze’de yaşanan soykırım ve yıkım, Lübnan’daki çatışmalar ve bölgesel gerilimler, Müslüman ülkelerin güvenlik politikalarını yeniden değerlendirmesini zorunlu kılıyor.
Bu süreçte İslam ülkeleri arasında savunma, teknoloji ve stratejik iş birliği alanlarında atılan yeni adımlar dikkat çekiyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026’da Mekke’de imzalanan Ortak Savunma Anlaşması ile Türkiye, Katar, Endonezya ve Pakistan arasında 21 Ekim’de Doha’da imzalanan Bedir Mutabakat Zaptı, bu arayışın öne çıkan iki örneği oldu.
Mekke Anlaşması, taraflardan birine yönelik silahlı saldırının tüm taraflara yapılmış sayılmasını ve ortak caydırıcılığın güçlendirilmesini öngörüyor. Bedir Mutabakat Zaptı ise askerî üretim, ortak projeler, araştırma-geliştirme, teknik eğitim ve savunma teknolojilerinde iş birliğinin geliştirilmesini amaçlıyor.
Bu iki girişim aynı kapsamda değerlendirilmemeli. Mekke Anlaşması ortak savunma yükümlülüğü oluşturmayı hedeflerken Bedir Mutabakat Zaptı, öncelikle savunma sanayisi ve askerî iş birliğine odaklanıyor.
Bununla birlikte her iki girişim de İslam ülkelerinin güvenlik alanında daha fazla ortak hareket etme arayışının güçlendiğini gösteriyor. Buradaki temel mesele, yeni anlaşmaların sayısının artmasından ziyade, bu anlaşmaların ortak bir stratejik iradeye dönüşüp dönüşemeyeceğidir.
İslam dünyasının ihtiyacı yalnızca askerî kapasitesini artırmak değil; kendi sorunlarını kendi iradesiyle çözebilen, halklarının güvenliğini koruyabilen ve uluslararası ilişkilerde bağımsız karar alabilen bir iş birliği zemini oluşturmaktır.

Mekke ve Bedir anlaşmaları geleceğe ne vadediyor?
Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın en önemli özelliği, ortak savunma ve caydırıcılık anlayışını yazılı bir çerçeveye kavuşturmasıdır. Üç ülke arasında savunma koordinasyonunun geliştirilmesi, ortak tatbikatların yapılması, istihbarat paylaşımının artırılması ve savunma sanayisi alanında ortak çalışmalar yürütülmesi bu çerçevenin önemli unsurları arasında yer alıyor.
31 Ağustos’ta İstanbul’da gerçekleştirilen toplantıda anlaşmanın kurumsallaştırılması, Suudi Arabistan’da bir sekretarya kurulması ve ortak teknoloji geliştirme ile üretim çalışmalarının ilerletilmesi yönünde mutabakata varıldı.
Bedir Mutabakat Zaptı ise farklı bir alanda tamamlayıcı bir rol üstlenebilir. Türkiye, Katar, Endonezya ve Pakistan’ın savunma sanayisi alanındaki imkânlarını bir araya getirmesi; ortak projelerin, araştırma-geliştirme faaliyetlerinin ve üretim kapasitesinin geliştirilmesine katkı sağlayabilir.
Bu iki girişimin birlikte değerlendirilmesi, İslam ülkelerinin güvenlik politikalarında iki temel ihtiyacın öne çıktığını gösteriyor: Birincisi, muhtemel saldırı ve tehditlere karşı ortak hareket edebilmek; ikincisi ise bu ortak hareketi mümkün kılacak teknolojik ve sanayi altyapısını geliştirmek. Ancak anlaşmaların imzalanması tek başına yeterli değil. Ortak kararların uygulanması, finansmanın sağlanması, askerî sistemlerin uyumlaştırılması ve tarafların kriz anlarında nasıl hareket edeceğinin önceden belirlenmesi gerekiyor.
Türkiye’nin Mekke Anlaşması’nın onaylanmasına ilişkin süreci 21 Ekim’de TBMM'nin gündemine taşıması ve teklifin ilgili komisyonda bulunması da kurumsallaşmanın henüz devam ettiğini gösteriyor.
Dolayısıyla bugün ortaya çıkan tablo, tamamlanmış bir İslam askerî birliğinden ziyade, daha kapsamlı bir güvenlik iş birliği mimarisinin oluşturulmasına yönelik başlangıç olarak okunabilir.
NATO benzeri ortak bir İslam ordusu kurulabilir mi?
Mekke ve Bedir anlaşmalarının ardından en çok tartışılan konulardan biri, İslam ülkelerinin gelecekte NATO benzeri ortak bir askerî yapı oluşturup oluşturamayacağıdır.
Böyle bir ihtimal teorik olarak mümkün olsa da bunun kısa vadede gerçekleşeceğini söylemek için henüz yeterli dayanak bulunmuyor. Çünkü ortak savunma anlaşması imzalamak ile tek bir komuta yapısı altında faaliyet gösterebilen müşterek bir ordu kurmak arasında önemli farklar var.
NATO benzeri bir yapının oluşabilmesi için öncelikle şu alanlarda ilerleme sağlanması gerekiyor:
Ortak tehdit değerlendirmesi: Üye ülkelerin hangi gelişmeleri ortak güvenlik tehdidi olarak gördüğü konusunda uzlaşması gerekiyor.
Askerî koordinasyon: Silahlı kuvvetlerin haberleşme, komuta-kontrol, lojistik ve operasyonel planlama sistemlerinin uyumlaştırılması önem taşıyor.
Teknoloji ve istihbarat paylaşımı: Hava savunması, insansız sistemler, elektronik harp, siber güvenlik ve erken uyarı sistemlerinde ortak kapasite geliştirilmesi gerekiyor.
Hukuki ve siyasi mekanizmalar: Kriz anında ortak kararların nasıl alınacağı, askerî desteğin hangi şartlarda sağlanacağı ve ülkelerin kendi anayasal süreçlerinin nasıl işletileceği açık biçimde belirlenmeli.
Sürdürülebilir finansman: Ortak projelerin, tatbikatların, eğitim faaliyetlerinin ve teknolojik yatırımların uzun vadeli finansmanı güvence altına alınmalı.
İslam ülkelerinin tamamını kapsayan bir askerî yapının önündeki en büyük engellerden biri de siyasi görüş ayrılıklarıdır. Bölge ülkeleri arasında zaman zaman yaşanan güvensizlik, rekabet ve farklı dış politika tercihleri, ortak bir komuta ve karar mekanizmasının oluşturulmasını zorlaştırabilir.
Buna rağmen Mekke Anlaşması’nın kurumsallaşması ve Bedir Mutabakat Zaptı’nın ortak üretim hedefleri doğrultusunda uygulanması, daha ileri düzeyde askerî entegrasyon için gerekli altyapının oluşmasına katkı sunabilir.
Burada hedefin başka bir askerî bloğa karşı yeni bir blok kurmakla sınırlandırılmaması önem taşıyor. İslam ülkelerinin ortak güvenlik kapasitesi, herhangi bir ülkeyi hedef alan bir anlayışa değil; egemenliklerin korunmasına, dış müdahalelerin önlenmesine, caydırıcılığın güçlendirilmesine ve bölgesel barışın tesisine dayanmalı.
Böyle bir yaklaşım, askerî gücü yalnızca savaş kapasitesi olarak değil, savaşları önleyebilecek bir caydırıcılık ve diplomasi aracı olarak değerlendirmeyi gerektiriyor.
Askerî iş birliği enerji ve ekonomi ittifaklarına dönüşebilir mi?
İslam ülkeleri arasındaki iş birliğinin kalıcı bir güce dönüşmesi, yalnızca savunma alanında atılacak adımlarla mümkün değil. Ekonomi, enerji, gıda güvenliği, ulaşım, finansman ve teknoloji alanlarında da ortak mekanizmaların geliştirilmesi gerekiyor.
Çünkü askerî kapasitenin sürdürülebilirliği güçlü bir ekonomik altyapıya bağlıdır. Savunma sanayisinde ortak üretim yapmak isteyen ülkelerin finansman kaynaklarını, tedarik zincirlerini, ham madde ihtiyaçlarını ve teknoloji yatırımlarını birlikte planlaması önemli bir avantaj sağlayabilir.
İslam İşbirliği Teşkilatının 57 üyesi arasındaki ticaret verileri, bu alanda önemli bir potansiyel bulunduğunu gösteriyor. İslam Kalkınma Bankası Grubu bünyesindeki İslam Ülkeleri Arasında Yatırım ve İhracat Kredi Sigortası Kurumunun 2025 raporunda aktarılan verilere göre, İslam İşbirliği Teşkilatı ülkeleri arasındaki ticaret hacmi 2023’te 884 milyar dolardan 2024’te 1 trilyon 4 milyar dolara yükseldi. Üye ülkelerin toplam dış ticaretinde kendi aralarındaki ticaretin payı da yüzde 19,16’dan yüzde 20,36’ya çıktı.
Bu artış, ekonomik ilişkilerin geliştiğini gösterse de İslam İşbirliği Teşkilatı ülkeleri arasındaki ticaretin toplam dış ticaret içindeki payının hâlâ daha ileri taşınabileceğine işaret ediyor.
Öte yandan Türkiye’nin İslam ülkeleriyle ticaretinde de önemli bir hacim bulunuyor. Ticaret Bakanlığının açıkladığı verilere göre, Türkiye’nin İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkelere ihracatı 2026’nın ilk yedi ayında 41,5 milyar dolara ulaştı. Türkiye, İslam ülkelerinin toplam ihracatındaki payını 2028 yılına kadar yüzde 30’a yükseltmeyi hedefliyor.
Bu veriler, savunma alanındaki iş birliğinin ekonomik entegrasyonla desteklenmesi hâlinde daha kapsamlı bir ortaklık zemininin oluşturulabileceğini ortaya koyuyor.
Enerji alanında ise petrol ve doğal gaz üreticisi ülkelerle yüksek teknoloji, sanayi ve lojistik altyapısına sahip ülkeler arasında tamamlayıcı ilişkiler geliştirilebilir. Ortak enerji yatırımları, elektrik şebekelerinin bağlantısı, yenilenebilir enerji teknolojileri, enerji depolama sistemleri ve stratejik ham madde tedariki bu iş birliğinin başlıca alanları olabilir.
Gıda güvenliği de benzer biçimde ortak hareket edilmesi gereken konular arasında bulunuyor. Tarımsal üretim kapasitesi yüksek ülkelerle sermaye, teknoloji ve lojistik imkânları gelişmiş ülkelerin iş birliği yapması; kriz dönemlerinde gıda tedarikinin güvence altına alınmasına katkı sağlayabilir.
Ancak ekonomik ittifakların yalnızca siyasi deklarasyonlarla kurulamayacağı unutulmamalı. Gümrük işlemlerinin kolaylaştırılması, karşılıklı yatırımların artırılması, ödeme sistemlerinin geliştirilmesi, taşımacılık ağlarının güçlendirilmesi ve ticari uyuşmazlıkların çözümüne yönelik mekanizmaların oluşturulması gerekiyor.
İslam ülkeleri arasındaki ekonomik ilişkiler, yalnızca ham madde satışı ve hazır ürün alımı üzerinden yürümek yerine ortak üretim, teknoloji geliştirme ve katma değer oluşturma esasına dayanmalı. Aksi takdirde askerî iş birliğinde ortaya çıkan irade, ekonomik bağımlılıkların devam etmesi nedeniyle sınırlı kalabilir.

İslam dünyası yeni bir siyasi irade ortaya koyabilir mi?
Mekke ve Bedir anlaşmalarının dikkat çeken yönlerinden biri, farklı coğrafyalarda bulunan Müslüman ülkelerin ortak çıkar alanlarında iş birliği geliştirmeye yönelmesidir.
Türkiye’nin savunma sanayisi ve diplomatik kapasitesi, Pakistan’ın askerî tecrübesi ve savunma altyapısı, Suudi Arabistan’ın ekonomik imkânları, Katar’ın finansal kapasitesi ve Endonezya’nın geniş nüfusu ile bölgesel ağırlığı, farklı alanlarda birbirini tamamlayabilecek unsurlar arasında bulunuyor. Bu potansiyelin etkin güce dönüşmesi, ülkelerin kendi imkânlarını ortak hedefler doğrultusunda kullanabilmesine bağlı.
İslam dünyasının siyasi iradesi, yalnızca devletler arasında imzalanan anlaşmalarla ölçülemez. Bu iradenin asıl sınavı, ortak meselelerde ne kadar tutarlı davranıldığı ve alınan kararların ne ölçüde uygulandığıdır.
Örneğin Filistin meselesi, İslam ülkelerinin ortak iradesinin sınanacağı en önemli başlıklardan biridir. Gazze’de sivillerin korunması, insani yardımların kesintisiz ulaştırılması, işgalin sona erdirilmesi ve Filistin halkının kendi geleceğini belirleme hakkının desteklenmesi konusunda ortak diplomatik ve ekonomik adımlar atılması, ittifakların toplumsal karşılığını güçlendirebilir.
Bunun yanında Müslüman ülkelerin birbirlerinin egemenliğine saygı göstermesi, mezhep ve etnik farklılıkların çatışma gerekçesine dönüştürülmemesi, ihtilafların diplomasi yoluyla çözülmesi ve sivillerin güvenliğinin öncelenmesi gerekiyor.
İslam dünyasının ortak iradesi, yalnızca dış tehditlere karşı bir araya gelmekle değil, kendi içindeki anlaşmazlıkları adalet ve karşılıklı saygı temelinde çözebilmekle de güç kazanacaktır.
Bu nedenle yeni ittifakların başarısı, yalnızca askerî kapasite veya savunma harcamalarıyla ölçülmemeli. İslam ülkelerinin halklarına güvenlik, adalet, refah ve bağımsızlık sağlayıp sağlayamadığı da değerlendirilmelidir.
Sonuç: Anlaşmalardan ortak geleceğe
Mekke Ortak Savunma Anlaşması ve Bedir Mutabakat Zaptı, İslam ülkelerinin savunma ve teknoloji alanlarında daha kapsamlı iş birliği geliştirme arayışında yeni bir aşamaya işaret ediyor. Ancak bu girişimlerin NATO benzeri ortak bir orduya veya bütün İslam dünyasını kapsayan tek bir siyasi yapıya dönüşmesi henüz kesinleşmiş bir hedef ya da gerçekleşmiş bir sonuç değil.
Böyle bir geleceğin mümkün olup olmayacağını belirleyecek temel unsur, ülkelerin anlaşmaları ne ölçüde uyguladığı, ortak kurumlar oluşturduğu, ekonomik ilişkilerini derinleştirdiği ve kriz anlarında birlikte hareket edebildiği olacaktır.
Savunma sanayisinde ortak üretim, enerji ve gıda güvenliğinde iş birliği, ticaretin artırılması ve teknoloji paylaşımı, askerî ittifakların kalıcı bir stratejik ortaklığa dönüşmesini sağlayabilecek başlıca alanlardır.
Fakat bütün bu adımların anlamlı olabilmesi için İslam ülkelerinin ortak meselelerde ilkeli bir tutum sergilemesi, Filistin halkının haklarını savunması, bölgesel çatışmaların çözümüne katkıda bulunması ve kendi aralarındaki anlaşmazlıkları barışçıl yöntemlerle yönetmesi gerekiyor.
İslam dünyasının önündeki asıl sınav, yeni anlaşmalar imzalamak değil; bu anlaşmaları adalet, bağımsızlık, dayanışma ve ortak refah üreten kalıcı bir iradeye dönüştürmektir. Böyle bir irade ortaya konulabildiği takdirde savunma iş birliği ekonomik entegrasyonu besleyebilir, ekonomik entegrasyon siyasi bağımsızlığı güçlendirebilir ve siyasi bağımsızlık da Müslüman halkların güvenliğine ve geleceğine daha güçlü katkılar sunabilir. (İLKHA)
YASAL UYARI: Yayınlanan yazılı haber, fotoğraf ve videonun tüm hakları İlke Haber Ajansı Basın Yayın San. Tic. A.Ş.'ye aittir. Hiçbir surette haber, fotoğraf ve videonun tamamı veya bir kısmı yazılı sözleşme yapılmadan veya abone olmadan kullanılamaz.
Adalet Bakanı Akın Gürlek, Ankara, İstanbul ve Edirne Cumhuriyet başsavcılıklarının koordinasyonunda yürütülen üç ayrı soruşturma kapsamında düzenlenen operasyonlarda 150 şüphelinin gözaltına alındığını açıkladı.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK), açıkladığı eylül ayı verilerine göre, işsiz sayısı bir ayda 198 bin kişi artarken, istihdam edilenlerin sayısı 49 bin kişi azaldı. İşsizlik oranı yüzde 8,4’e, genç nüfustaki işsizlik oranı ise yüzde 14,8’e yükseldi.
İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, yıl içerisinde 625 organize suç örgütüne yönelik toplam 1741 operasyon gerçekleştirildiğini açıkladı. Operasyonlar kapsamında 8 bini aşkın şüphelinin tutuklandığını belirten Çiftçi, suç örgütleriyle mücadelenin kararlılıkla sürdürüleceğini vurguladı.
Bingöl İl Jandarma Komutanlığı ekiplerince 16-23 Ekim tarihleri arasında, aranan şahısların yakalanmasına yönelik yürütülen çalışmalar neticesinde çeşitli suçlardan kesinleşmiş hapis cezası bulunan 4 şahıs yakalandı.