13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu'nda konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, "Gönül coğrafyamızda birçok krizin eş zamanlı yaşandığı günümüzde İslam dünyasının şahit olduğu tüm stratejik ve manevi imkânlarını tam bir dayanışma içinde hayata geçirmesi büyük bir gerekliliktir ve ihtiyaçtır. Kardeşliği zedeleyen ayrılıklardan uzaklaşarak, ortak meselelerde tek ses, tek yürek olarak hareket etme zamanı gelmiştir, geç bile kalınmıştır." dedi.
Dünyanın 60 farklı ülkesinden akademisyenleri, âlimleri, araştırmacıları ve fikir insanlarını bir araya getiren "13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu", "Küresel Krizlere Kur'ânî Çözümler" temasıyla İstanbul'da başladı.
İstanbul İlim ve Kültür Vakfı tarafından düzenlenen sempozyuma 5 kıta, 60 ülke ve 448 farklı kurumdan toplam 668 bildiri özeti gönderildi. Bilim kurulunun değerlendirmesi sonucunda 255 bildiri programa alındı.
"İnsan hayatı ve onuru konjonktüre, siyasi hesaplarına göre değişemeyecek kadar mukaddestir"
Atatürk Kültür Merkezi'nde açılışı gerçekleştirilen programda konuşan Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, sempozyumun "Küresel Krizlere Kur'âni Çözümler" başlığıyla düzenlenmesinin çok anlamlı olduğunu ifade etti.
Yılmaz, "Dünyamız çok iyi bir dönemden geçmiyor. Çoklu krizlerin yaşandığı, kaosun, belirsizliklerin hâkim olduğu, karanlık bir dönemden geçiyoruz. Dünyanın Farklı bölgelerinde yaşanan savaşlar, çatışmalar, zorunlu göçler ve derinleşen sosyal eşitsizlikler uluslararası düzenin adalet temelinde yeniden inşa edilmesini zorunlu kılıyor. Uluslararası hukuk ve kurumlar, güç sahiplerinin çıkarları karşısında etkisiz kalırken, bu durumun ağır bedelini maalesef mazlum coğrafyalar, masum insanlar ödüyor. Gazze'de çocuklar, israilin barbarca saldırıları altında hayatını kaybediyor, siviller en temel gıdalardan, ihtiyaçlardan mahrum bırakılıyor. Soykırım karşısında sergilenen vurdumduymazlık ve sessizlik, uluslararası sistemin içine düştüğü krizi bütün açıklığıyla ortaya koyuyor. Kur'an-ı Kerim'in 'Emrolunduğun gibi dosdoğru ol' ilkesi ve adalet anlayışı ise faili ya da muhatabı kim olursa olsun her türlü zulme ve haksızlığa karşı eğilmeden, bükülmeden bir duruş sergileme sorumluluğunu hepimize hatırlatıyor. Zira insan hayatı ve onuru konjonktüre göre veya güç odaklarının sığ siyasi hesaplarına göre değişemeyecek kadar mukaddestir. Yine kutsal kitabımızdaki ifadesiyle, haksız yere bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmek gibidir. Maalesef gözlerimizin önünde insanlığın defalarca öldürüldüğüne şahitlik ettiğimiz bir dönemdeyiz. Bediüzzaman'ın medeniyetin asli dayanağı olarak hakkı esas alan yaklaşımı, gücün hukuka tabi olmadığı ve erdemden beslenmediği bir düzenin insanlığa asla huzur getiremeyeceğini bizlere bir kez daha hatırlatmaktadır." diye konuştu.

"Ortak meselelerde tek ses, tek yürek olarak hareket etme zamanı gelmiştir"
Yılmaz, "İçinden geçtiğimiz bu dönemde hiç kimsenin merhametine güvenebileceğimiz bir durumda değiliz. Maalesef, 'Güçlüysem işlediğim her şeyi yapabilirim' şeklinde karanlık bir zihniyetin kazandığı bir dönemdeyiz. Bu dönemde bizlerin de güçlü olması bir tercih değil, bir zorunluluktur. Güçlü olmak için gayret etmek zorundayız. Ama bizim o karanlık zihniyetten farkımız şu… Onlar sadece güçlü olmak istiyorlar. Biz işe diyoruz ki, Türkiye Cumhuriyeti ve İslam dünyası olarak hem güçlü olacağız hem de haklı olacağız. İkisini bir arada yapacağız. Hakkımızı ve hukukumuzu sonuna kadar koruyacak, mazlumun elinden kararlılıkla tutacak ve adalet talebimizi karşılıksız bırakmayacak bir güce sahip olmak için ekonomimizi, milli savunmamızı bilim ve teknoloji kapasitemizi aralıksız geliştireceğiz. Gönül coğrafyamızda birçok krizin eş zamanlı yaşandığı günümüzde İslam dünyasının şahit olduğu tüm stratejik ve manevi imkânlarını tam bir dayanışma içinde hayata geçirmesi büyük bir gerekliliktir ve ihtiyaçtır. Kardeşliği zedeleyen ayrılıklardan uzaklaşarak, ortak meselelerde tek ses, tek yürek olarak hareket etme zamanı gelmiştir, geç bile kalınmıştır." şeklinde konuştu.

"Hukuku, ahlakı ve insan onurunu hiçe sayan yaklaşımlar, yeryüzünde hayatı yaşanmaz hale getirmektedir"
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Safi Arpaguş, "Bugün burada, insanlığın ortak sancılarına Kur'an'ın rahmet deryasından çareler üretmek üzere bir aradayız. Ülkemizin ve dünyanın farklı bölgelerinden çok değerli ilim insanlarının iştirakiyle gerçekleştirilen bu buluşmanın hayırlı neticelere vesile olmasını Cenabı Hak'tan niyaz ediyorum. Bugün insanlık maddi imkânlar hususunda tarihin belki de en ileri dönemini yaşarken, maalesef manevi açıdan devasa krizlerin kuşatması altındadır. Bilim ve teknolojideki baş döndürücü gelişmelere üretim ve tüketim düzeyindeki artışlara rağmen insanlığın kahir ekseriyeti savaşlara, işgallere, katliamlara, açlık ve yoksulluk gibi sorunlara mahkûm vaziyettedir. Esasen bugün maddi anlamda gelişme olarak addedilen pek çok yenilik ne yazık ki fıtrata ve tabiata kasteder hale gelmiştir. Hukuku, ahlakı ve insan onurunu hiçe sayan yaklaşımlar, yeryüzünde hayatı yaşanmaz hale getirmektedir. Hiç şüphesiz tüm bu sorunların temelinde benmerkezci bir hayat tasavvuru ve insanın bitmek bilmeyen güç ve tahakküm arzusu yer almaktadır. Zira bu durum, sınırsız kazanma hırsı ve ölçüsüz tüketme ihtirası ile insanı adaletten, merhametten, inşaat ve vicdandan maalesef alabildiğine uzaklaştırmaktadır. İnsani ve ahlaki krizlerin küresel ölçekte varlığını sürdürmesi açıkça gösteriyor ki, maddi ilerleme tek başına insanlığın huzur ve şehadetini temin etmeye yetmekte yetmemektedir." ifadelerini kullandı.
"Her alanda İslam'ın mutedil hayat tasavvurunu ortaya koymalıyız"
Arpaguş, "Yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim'in insanın bu alemdeki sorumluluğuna ilişkin ortaya koyduğu bütüncül perspektife baktığımızda tüm zamanların kriz ve bunalımlarına en güçlü çözümleri sunduğunu görmekteyiz. Kur'an'ı Kerim'in her bir ayeti hayatın her boyutunu tüm insanlık için en uygun biçimde düzenlemeyi hedefleyen evrensel bir ilkeyi ve ölçüyü ortaya koymaktadır. Mesela Cenabı Hakk'ın her cuma toplumumuza yeniden tekraren ifade ettiğimiz şekliyle, 'Şüphesiz Allah adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara yardım etmeyi emreder. Hayâsızlığı, fenalığı ve azgınlığı da men eder' buyruğu; adalet, ihsan ve merhamet ekseninde şekillenen hayat ilkelerine ve hayatın tamamını evrensel değerlere vurgu yapmaktadır. Bireysel ahlaktan devlet yönetimine, toplumsal ilişkilerden ekonomik düzene, uluslararası münasebetlerden tabiata karşı sorumluluklara kadar bütün alanları kuşatan bu ve benzeri ölçüler aynı zamanda İslam'ın mutedil hayat tasavvurunu ortaya koymaktadır. Bu tasavvurun mücessem halini ise sünneti açıkça görmek mümkündür. Zira Allah resulü Kur'an'ın ve değerini bizzat kendi hayatında pratiğe dönüştürmüş ve vahyin rehberliğinde örnek bir toplum ve güçlü bir medeniyet inşa etmiştir. Yüce dinimiz İslam, çağın sorunları karşısında bize önemli sorumluluklar yüklemektedir, İslam'ın insanı iyileştiren değerlerini ve toplumu iyiliğe sevk eden ilkelerini hayata taşıma ve tüm dünyayla buluşturma görevi hepimizin omuzlarındadır. Bu bağlamda öncelikle bilgi, hikmet, ahlak ve maneviyat merkezli bir toplum vizyonunu güçlendirmek zorundayız. İnsanın maddi yönüyle maneviyatını dengeleyecek bir tavrı yüceltmek durumundayız. Teknoloji, küreselleşme ve modernitenin yol açtığı krizlere karşı insan odaklı adil ve vicdani bir alternatif sunmak mecburiyetindeyiz. Diğer yandan özellikle gönül coğrafyamızda yaşanan etnik ve mezhebi gerilimler, siyasi parçalanmışlıklar, ekonomik bağımlılıklar ve kültürel savrulmalar karşısında inanç temelli bir kardeşlik bilincini güçlendirmek mecburiyetindeyiz. Öyle ki bu bilinç, herhangi bir Müslüman'ın acısını kendi acımız, sevincini kendi sevincimiz ve geleceğini kendi geleceğimiz görmemizi temin edecektir. Kur'an'ın bizden istediği ve Resulü Ekrem Efendimizin uğruna mücadele ettiği davanın en önemli veçhelerinden biri de budur. Bu meyanda '13. Bediüzzaman Sempozyumu'nun çevresi çerçevesini çizen 'Küresel Krizlere Kur'âni Çözümler' başlığı son derece önemlidir. Açıkçası bu başlığı geçmişin ihtişamına sığınan bir nostalji çağrısı değil, bilakis çağın değişen şartları içinde Kuran'ın değişmeyen hakikatlerinin yeniden düşünme çağdaş meselelere sünnetin hikmet deryasından çözümler bulma arayışı olarak görüyorum. Bilgi ve teknolojiyi ahlakla, kalkınmayı adaletle, özgürlüğü sorumlulukla farklılığı kardeşlikle ve gücü merhametle buluşturma çabası olarak değerlendiriyoruz. Dolayısıyla bu anlamlı çabayı ve modern çağın kronikleşen sorunlarına kalıcı çözüm bulma arayışını önemli ve kıymetli buluyorum." dedi.

"Bugün yaşadığımız pek çok krizin temelinde bir mizan ve ölçü problemi var"
Akademinin, ilmin ve fikrin imkânlarıyla karşı karşıya olduğu önemli meseleleri konuşmak üzere bir arada bulunduklarını belirterek konuşmasına başlayan İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Necmeddin Bilal Erdoğan, "İnsanlık çok katmanlı bir krizler dönemi yaşıyor. Savaşlar, yerinden edilen milyonlar, soykırım, ekonomik eşitsizlik, çevre sorunları, aile yapısındaki aşınma, gençlerin yalnızlığı, bilgi kirliliği ve teknolojinin ortaya çıkardığı yeni ahlaki meseleler, aynı çağın içinde yan yana duruyor. İlk bakışta bunların her ayrı bir alanın problemi olarak görünüyor. Fakat biraz daha derine indiğimizde ortak bir meseleyle karşılaşıyoruz. İnsan elindeki gücü hangi ölçüyle kullanacak? Serveti hangi ölçüyle kazanacak ve paylaşacak. Bilgiyi hangi ölçüyle üretecek ve yayacak? Teknolojiyi hangi ölçüyle geliştirecek? Kısacası insan hayatını hangi ölçüye göre yaşayacak? Bence bugün yaşadığımız pek çok krizin temelinde bir mizan ve ölçü problemi var. Kur'an tam da bize burada yol gösteriyor. Yunus suresinde Rabbimiz Kuran'ı bir öğüt, kalpteki hastalıklara bir şifa, rehber ve rahmet olarak tarif ediyor. Kuran'ın insanı hayatın bütün alanlarını kuşatıyor. İnsanın Rabbiyle ilişkisini başka insanlarla ilişkisini servetle, tabiatla, bilgiyle, arzularıyla ve elindeki güç ve ilişkisini bir ölçüye bağlıyor. Çünkü bugün insanlığın bilgi birikimi çok büyük… Teknolojik kapasitemiz, tarihte görülmemiş seviyelere ulaşmış. Muazzam bir servet üretilmiş. Dünyanın bir ucundan diğer ucuna sadece saniyeler içerisinde ulaşabiliyoruz ama bütün imkânlar adaleti, huzuru ve anlamı aynı ölçüde maalesef büyütmedi. Demek ki mesele ne kadar güçlü olduğumuzdan ne kadar gelişmiş olduğumuzdan ibaret değil. O gücü ve gelişmişliği ne için ve nasıl kullandığımız da önemli. Bunun en örneğini savaşlarda görüyoruz." diye konuştu.
"Zulmün faili değiştiğinde zulmün adı değişmez"
Erdoğan, "Bugün Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde 15 ülke bunların içerisinde 5 daimi üyenin veto yetkisi, dünyanın bütün ülkelerinin iradelerinin önüne geçebiliyor. Bir salonda alınan siyasi bir kararın veya alınamayan kararın karşılığı, binlerce kilometre ötede bombardıman altında kalan bir Gazzeli çocuk olabiliyor. Daha vahimi, benzer acılara, mağdurun kimliğine göre farklı tepkiler verilebiliyor. Bir yerde hayatını kaybeden siviller günlerce dünya gündeminde kalırken, başka bir coğrafyada yaşanan büyük bir insanlık dramı birkaç saniyelik haber görüntüsüne dönüşebiliyor. Ukrayna-Rusya Savaşı ile Gazze soykırımını aynı dönemde yaşarken Avrupa medyasında özellikle ilk yıllarda bu iki çatışmaya, bu iki zulme, bu iki savaşa ve tabii ki Gazze'deki soykırıma yaklaşımın ne denli dengesiz olduğunu çok net bir şekilde hep birlikte izledik. Kur'an burada çok açık bir ölçü koyuyor. Yani Ukrayna'daki çocuklar sarışın, Gazze'deki çocuklar esmer… Bunun bir farkı olmadığını, olmaması gerektiğini bize hatırlatıyor. Allah'u Teala, "Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin' diyor. Kur'ani adaletin en güçlü taraflarından biri budur. Adalet karşımızdakinin kimliğine göre değişmez. Zulmün faili değiştiğinde zulmün adı değişmez. Mağdurun dini, ırkı, milleti rengi veya pasaportu, insan hayatının anlamını, değerini değiştirmez. İşte bugün dünyanın ihtiyaç duyduğu ölçülerden biri de budur. Aidiyetlerimizi adaletin önüne koymamak…" şeklinde konuştu.

"Çağımızda yalnızca ekonomik, siyasi, hukuki ve ekolojik değil, manevi istikamet krizi var"
Çok sayıda üniversite ile sivil toplum kuruluşunun "13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu vesilesiyle bir araya geldiğini hatırlatan İstanbul İlim ve Kültür Vakfı Mütevelli Heyet Başkanı Said Yüce, "Bazen bir sempozyumun başlığı, çağın bütün hikâyesini birkaç kelimeyle anlatır. "Küresel Krizlere, Kur'âni Çözümler" başlığı aslında bize iki büyük sorumluluk yüklü yaşadığımız krizleri doğru teşhis etmek ve Kuran'ın mesajını yalnız geçmişin meselelerine verilen cevaplar olarak değil çağımızın insanına, toplumuna ve medeniyetine yön veren canlı bir rehber olarak yeniden düşünmek. Fakat doğru bir teşhis için belki daha temel bir soruyu sormak gerekir. İnsan Allah'la bağını kaybettiğinde neyi kaybeder? Bediüzzaman Hazretleri 11'inci sözde bu soruya insanın hayat içindeki yerini yeniden tarif ederek cevap verir. Kâinatın sahibini tanıtan muhteşem bir saray, insanı ise bu sarayda başıboş bırakılmış bir tüketici değil, anlamak, tanımak, şükretmek ve kulluk etmek üzere davet edilmiş şuurlu bir misafir olarak tasvir eder. Bu sebeple çağımızın küresel krizlerini tam da bu noktada okumamız gerekiyor. Bugün dünyada farklı sayıda çok krizler var. Savaşlar, Gazze'de yaşanan katliam ve soykırım, göçler, yoksulluk, gelir adaletsizliği, çevre tahribatı, ailenin zayıflaması, gençlerin anlam arayışı, yalnızlık, bağımlılıklar, ruhsal kırılmalar, dijital çağın ürettiği krizlere karşı karşıyayız. Peki, bunlar birbirinden bağımsız meseleler midir? Yoksa daha derinde yaşanan bir anlam, insan ve medeniyet krizinin farklı tezahürleri midir? Bu bakımdan çağımızın krizi yalnız ekonomik, siyasi, hukuki ve ekolojik değildir. Bunların gerisinde manevi istikamet krizi vardır. İnsan nereden geldiğini, niçin var olduğunu, elindeki gücün kime ait olduğunu ve hayatın hangi maksat uğruna yaşanması gerektiğini unuttuğunda, sahip olduğu bilgiyi, teknoloji ve iktidar onu daha insani bir dünyaya ulaştırmak yerine yıkım kapasitesini daha da büyütebilmektedir." dedi.
"Yalnız yaraları sarar fakat o yaraları sürekli açan zihniyeti sorgulamazsak krizleri çözmüş olamayız"
Yüce, "Elbette aç olanı doyuracağız. Savaş mağdurlarına yardım edeceğiz. Yoksulluğu azaltmak için çalışmalar yapacağız. Ama sormamız gerekiyor! İnsanları aç bırakan düzen nedir? Savaşları sürekli yeniden üreten anlayış nedir? Dünyanın her tarafında serveti bir tarafta yığarken, milyonları yoksullaştıran sistem nedir? Bilgiyi arttırırken hikmeti azaltan, iletişimi hızlandırırken, hakikati zayıflatan, silahları akıllandırırken, vicdanları körelten medeniyet anlayışı nedir? Yalnız yaraları sarar fakat o yaraları sürekli açan zihniyeti sorgulamazsak krizleri çözmüş olamayız. İşte Bediüzzaman Said Nursi'nin bundan yaklaşık bir asır önce yaptığı medeniyet tarifi bugün tam da burada önem kazanıyor. O vahyin rehberliğinden uzaklaşan bir medeniyet tasavvurunun 5 temel tahripkar dayanağına dikkat çeker. Hakkın yerine kuvveti, faziletin yerine menfaati, yardımlaşmanın yerine çatışmayı, kardeşliğin yerine menfi milliyetçiliği, hidayetin yerine heva ve hevesi koyduğunu ifade eder. Bu anlayışla güçlü olan kendisini haklı sayar, insanın acısı maliyet hesabına özgürlüğü ise arzularının dönüşür. Bunların her birinin bugün küresel ölçekte karşılığını görebiliyoruz. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin veciz ifadesiyle, 'Kuvvet hakka hizmetkâr olmalıdır'. Bugün uluslararası sisteme, tüm dünyaya söylememiz, haykırmamız gereken cümle işte budur. Nitekim Sayın Cumhurbaşkanımızın 'Dünya 5'ten büyüktür' haklının güçlü olduğu bir dünya arzusu haykırışı bundandır. Kur'an tam bu noktada başka bir medeniyet teklif eder. Kuvvetin karşısına hakkı, menfaatin karşısına fazileti, çatışmanın karşısına yardımlaşmayı, ırki ve kavmi üstünlük iddialarının karşısına kardeşliği, sınırsız heva ve hevesi-hedonizmin karşısına ise hidayeti, ölçüyü, iffeti koyar." diye konuştu. (İLKHA)
YASAL UYARI: Yayınlanan yazılı haber, fotoğraf ve videonun tüm hakları İlke Haber Ajansı Basın Yayın San. Tic. A.Ş.'ye aittir. Hiçbir surette haber, fotoğraf ve videonun tamamı veya bir kısmı yazılı sözleşme yapılmadan veya abone olmadan kullanılamaz.
Batman’da parmağına sıkışan yüzük nedeniyle hastaneye başvuran vatandaşın yüzüğü, doktor gözetiminde itfaiye ekiplerinin müdahalesiyle çıkarıldı.
Yaşanabilir Şehir Platformu, 4 Ekim Hayvanları Koruma Günü kapsamında okullarda düzenlenen etkinliklerin çocukların sağlığı ve güvenliği gözetilerek planlanması çağrısında bulunarak, “Çocuklarımıza hayvan sevgisini öğretelim; ancak bunu çocuklarımızın sağlığı ve güvenliği pahasına yapmayalım” ifadelerini kullandı.
Adana'nın Saimbeyli ilçesinde 4,4 büyüklüğünde deprem meydana geldi.
HÜDA PAR Malatya 4. Olağan Genel Kurulu'nu yaptı. Genel kurula katılan HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı Şahzade Demir, burada yaptığı konuşmada tarihi hadiselerden örnekler getirerek kardeşlik hukukuna dair önemli mesajlar verdi.