ABD'nin Afganistan ve Irak'ta bağımsız (!) ordu inşası
ABD'nin Afganistan ve Irak'ta milyarlarca dolarlık yatırımlarla kurduğu sistem, Amerikan askeri varlığı ve teknik desteği çekildiğinde kısa sürede işlevsiz hale geldi. Süreç, Washington'ın "bağımsız ordu inşası" yerine dış desteğe bağımlı güvenlik yapıları oluşturduğu yönündeki tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.
ABD, Afganistan ve Irak'ta uzun yıllar süren işgali sırasında, bu ülkelerde modern hava kuvvetleri kurduğunu ve yerel orduları güçlendirdiğini savundu.
Milyarlarca dolarlık bütçeler, gelişmiş savaş uçakları, helikopterler ve eğitim programları bu sürecin temel unsurları olarak sunuldu.
Ancak sahadaki gerçeklik, bu iddianın çok daha karmaşık bir tabloya karşılık geldiğini gösterdi.
Amerikan askerlerinin, teknik personelinin ve lojistik ağının geri çekilmesiyle birlikte, geride çoğu zaman uçamayan uçaklar, bakımsız helikopterler ve hızla çözülen askeri yapılar kaldı.
Bu durum, yalnızca iki ülkeye özgü bir askeri başarısızlık olarak değil, ABD'nin farklı coğrafyalarda uyguladığı güvenlik mimarisinin yapısal bir sorunu olarak da tartışılıyor.
"Uçak vardı ama hava gücü yoktu"
Modern savaşlarda hava gücü yalnızca uçak envanteriyle ölçülmüyor.
Bir savaş uçağının veya helikopterin etkin biçimde görev yapabilmesi için sürekli bakım zinciri, yedek parça tedariki, eğitimli teknisyenler, mühimmat lojistiği, radar sistemleri ve entegre komuta-kontrol altyapısı gerekiyor.
Afganistan ve Irak'ta kurulan sistemler ise bu bileşenlerin önemli bir kısmında dış desteğe bağımlı şekilde tasarlandı.
Uçaklar yerel ordulara teslim edildi ancak bu uçakların sürdürülebilirliğini sağlayan teknik ekosistem büyük ölçüde Amerikan yüklenicilerine ve danışmanlarına bağlı kaldı.
Sonuçta ortaya çıkan yapı, bağımsız bir hava kuvvetinden çok, dış destek sürdüğü sürece çalışabilen bir sistem oldu.
Afganistan: Bakım zinciri çöktüğünde hava gücü de çöktü
Afganistan'da 2021 yazında yaşanan hızlı çöküş, bu modelin en çarpıcı örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor.
Mücahitlerin ilerleyişi sırasında Afgan hava unsurları teknik olarak hâlâ envanterdeydi ve pilotlar görev uçuşları yapabiliyordu.
Ancak kritik sorun pilot eksikliğinden ziyade bakım ve lojistik altyapının sürdürülemez hale gelmesiydi.
Amerikan destekli bakım şirketlerinin ve teknik ekiplerin sahadan çekilmesiyle birlikte:
-Helikopterlerin büyük bölümü onarılamaz hale geldi.
-Yedek parça akışı durdu.
-Uçaklar hangarlarda beklemeye başladı.
-Operasyonel sorti sayısı hızla düştü.
Özellikle Black Hawk helikopterleri gibi gelişmiş platformlar kısa sürede kullanılamaz hale geldi.
Hava desteğinin kesilmesi, sadece teknik bir soruna neden olmadı. Cephedeki birliklerin mühimmat ve ikmal erişimi zayıfladı, yaralı tahliyeleri aksadı ve kuşatma altındaki noktalar desteklenemez hale geldi.
Bu durum, askeri çözülmeyi hızlandıran en önemli faktörlerden biri olarak değerlendiriliyor.
Psikolojik kırılma ve savaşın çözülmesi
Afganistan'daki çöküşün yalnızca teknik değil, psikolojik bir boyutu da olduğu vurgulanıyor.
Askeri unsurların hava desteğini kaybetmesi, sahadaki birliklerde "stratejik yalnızlık" algısını güçlendirdi.
Bu algı, birçok askerin savaşın sonucunun değişmeyeceğine inanmasına ve direnç kapasitesinin düşmesine yol açtı.
Böylece askeri çöküş, teknik sorunlarla psikolojik kırılmanın birleşimiyle hızlandı.
ABD'nin müdahale modeli: Güvenlik mi, bağımlılık mı?
ABD'nin Afganistan ve Irak'ta uyguladığı model, uzun süredir farklı çevrelerde tartışma konusu.
Eleştirel analizlere göre Washington, bir yandan sözde müttefik ordular oluşturmayı hedeflerken diğer yandan bu orduların tamamen bağımsız hale gelmesini stratejik olarak riskli görüyor.
Çünkü bağımsızlaşan askeri yapıların zamanla Amerikan çıkarlarından farklı politikalar geliştirebileceği değerlendiriliyor.
Bu nedenle kurulan sistemlerde genellikle kontrollü bir bağımlılık ilişkisi oluşuyor.
Silah sistemleri veriliyor ancak bakım altyapısı dışarıda kalıyor.
Pilotlar eğitiliyor ancak operasyonel planlama dış desteğe bağlı kalıyor.
Gelişmiş platformlar sağlanıyor ancak kritik yazılım ve parça zinciri korunuyor.
Bu yapı, bazı uzmanlar tarafından "tam kapasite transferi değil, yönetilen bağımlılık" olarak tanımlanıyor.
İşgal edilen ülkelerde istikrarsızlık
ABD'nin Afganistan ve Irak'taki askeri varlığı yalnızca ordu inşasıyla sınırlı kalmadı.
Müdahaleler, aynı zamanda iç savaş dinamiklerini, güç boşluklarını ve uzun süreli siyasi istikrarsızlık süreçlerini de beraberinde getirdi.
Eleştirel yaklaşımlara göre, ABD'nin farklı coğrafyalarda yürüttüğü işgaller:
-Devlet kurumlarının zayıflamasına,
-Silahlı grupların çoğalmasına,
-Güç boşluklarının oluşmasına,
-Uzun süreli güvenlik krizlerine zemin hazırladı.
Irak: F-16'lar ve yarım kalan kapasite
Irak'ta 2003 sonrası yeniden inşa edilen hava kuvvetleri, bu modelin bir diğer örneği oldu.
Bağdat yönetimi milyarlarca dolar harcayarak F-16 savaş uçakları gibi gelişmiş platformlar satın aldı.
Ancak bu sistemlerin işletilmesinde benzer bir bağımlılık yapısı ortaya çıktı.
Bakım, yazılım, mühimmat entegrasyonu ve teknik eğitim süreçlerinin önemli bölümleri uzun süre yabancı danışmanlara bağlı kaldı.
DAİŞ ile mücadele döneminde Irak hava unsurları operasyonlara katılsa da yüksek teknolojiye sahip platformların sahadaki etkinliği çoğu zaman sınırlı kaldı.
Daha basit ve sürdürülebilir hava araçları operasyonel yükün önemli kısmını taşıdı.
Asıl mesele: Teknoloji değil kurumsal kapasite
Afganistan ve Irak deneyimlerinin ortaya koyduğu en temel tartışma noktası, savaş gücünün yalnızca teknolojiyle ölçülemeyeceği gerçeği oldu.
Bir hava kuvvetinin gerçek kapasitesi teknik insan kaynağına, sürdürülebilir bakım sistemine, kurumsal sürekliliğe, bağımsız lojistik zincirine bağlıdır.
Bu unsurların eksikliği, en gelişmiş uçakların bile kısa sürede işlevsiz hale gelmesine yol açabilir.
Sonuç: Gökyüzünde güçlü, yerde kırılgan sistemler
Afganistan ve Irak örnekleri, modern askeri müdahalelerin en kritik tartışmalarından birini yeniden gündeme taşıdı: Bağımsız ordu inşası gerçekten mümkün mü, yoksa bu süreç doğası gereği bağımlılık mı üretiyor?
Ortaya çıkan tabloya göre, milyarlarca dolarlık yatırımlar ve gelişmiş silah sistemleri tek başına sürdürülebilir bir askeri güç oluşturmaya yetmedi.
Destek mekanizması çöktüğünde, gökyüzünde modern görünen sistemler bile kısa sürede yerde işlevsiz bir yapıya dönüşebildi.
Ve bu durum, modern savaşların en pahalı unsurunun aslında uçaklar değil, onları ayakta tutan görünmez insan ve kurum ağı olduğunu bir kez daha ortaya koydu. (İLKHA)
YASAL UYARI: Yayınlanan yazılı haber, fotoğraf ve videonun tüm hakları İlke Haber Ajansı Basın Yayın San. Tic. A.Ş.'ye aittir. Hiçbir surette haber, fotoğraf ve videonun tamamı veya bir kısmı yazılı sözleşme yapılmadan veya abone olmadan kullanılamaz.
Raşid el-Gannuşi ve Nahda Hareketi'ne yönelik ağır hapis cezaları, Tunus'ta 2021 sonrası siyasi dönüşümün yeni bir aşaması olarak görülürken, muhalefet süreci "yargı eliyle siyasi tasfiye" olarak değerlendiriyor.
Güney Lübnan'da Hizbullah'ın yoğunlaştırdığı FPV tipi saldırı dronları, işgal ordusunun milyarlarca dolarlık hava savunma ve elektronik harp sistemlerini zorlayan yeni bir savaş modeline dönüştü. Siyonist askerlerin "gökyüzünden gelen görünmez tehdit" karşısındaki çaresizliği, sahadaki askeri dengeden çok psikolojik üstünlüğün de değiştiğini gösteriyor.
Avrupa Birliği, göç politikalarında kapsamlı bir değişikliğe giderek düzensiz göçmenlerin daha hızlı sınır dışı edilmesini ve birlik dışındaki ülkelerde geri gönderme merkezleri kurulmasını öngören yeni düzenlemeler üzerinde uzlaştı. İnsan hakları kuruluşları ise Avrupa'nın, Donald Trump döneminde ABD'de uygulanan tartışmalı göç politikalarına benzer bir yola sürüklendiği uyarısında bulunuyor.