Şanlıurfa’da ‘Yolumuzu Aydınlatan Yıldızlar’ programı düzenlendi
Şanlıurfa'da, Peygamber Sevdalıları Vakfı tarafından düzenlenen "Kasım Ayı Sahabe Ayı" programında Mus'ab b. Umeyr ve Nesibe Hatun’un örnek hayatları anlatıldı.
Şanlıurfa’da Peygamber Sevdalıları Vakfı tarafından “Kasım Ayı Sahabe Ayı” münasebetiyle Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Konferans Salonunda “Yolumuzu Aydınlatan Yıldızlar” programı gerçekleştirildi.
Programda Mus'ab b. Umeyr ve Nesibe Hatun’un hayatından örnekler sunuldu.
Sunucu Ömer Altun’un okuduğu şiirin ardından Kur'an-ı Kerim tilavetini Ali Çaputçu gerçekleştirdi. Sunumun ikinci bölümünde Peygamber Sevdalıları Vakfının hazırladığı sinevizyon gösterimi katılımcılara izletildi.
Daha sonra Özlem Ajans sanatçıları İbrahim Akbaş ve Bülent Alkanat’ın seslendirdiği ilahi ve ezgilerle program devam etti.
Sunumun dördüncü bölümünde ise Araştırmacı-Yazar Bilal Demir, Mus'ab b. Umeyr ve Nesibe Hatun’un hayatlarından örnekler aktararak sahabenin İslam tarihi içerisindeki önemine dikkat çekti.
“İçimdeki yangın bana elimin yangınını hissettirmiyor”
Yaptığı konuşmada Mus'ab b. Umeyr in müslüman oluşu ve hayatından örnekler veren Araştırmacı-Yazar Bilal Demir, “Allah Resul’ünün İslam'ı anlattığı ilk yıl ona iman edenler; kendi eşi, Hz. Ali ve yakın akrabalarından da Habbab bin Ered adında bir köle, aynı zamanda bir demirci ustasıdır. O dönemin en yakışıklı gençlerinden birisi olan Musab bin Umeyr… Bunu Hz. Ali’den rivayetle anlatılıyor. Allah Resulü şöyle söylüyor: ‘Bir gün biz otururken Musab karşıdan geliyordu.’ İmanı kabul ettiği yıllar… Onun böyle üstü başı yırtık bir şekilde, bitkin ve perişan bir halde geldiğini görünce Allah Resulü dedi ki: ‘Şu gence bakın, ben onu tanıdığımda Mekke’de ondan daha yakışıklısı, daha güzel giyineni, daha güzel koku sürünen bir insan tanımıyordum.’ İşte o Musab yolda giderken, bunca zenginlik ve bunca rahatlık onun içindeki o yangını, o ateşi söndüremiyordu. Annesi Münas Hatun, oğlunun ayağına bir dikenin dahi batmasına razı değildi. Onun için özel olarak Yemen’den kokular getirttiriyordu. Musab bin Umeyr yolda giderken o zaman da iman eden Habbab bin Eret’le karşılaşınca… Habbab bin Eret aynı zamanda bir demir ustasıydı. Demiri döverken Allah Resulü aşkı, o dövdüğü sıcak demiri eliyle tutup bir kenara indirince bu olaya şahit olan Musab bin Umeyr hayretler içerisinde Habbab’ın yanına gelir ve ‘Sen bunu nasıl yaptın? Nasıl becerdin bunu? Bu kızgın demiri, bu sıcak demiri nasıl alıp da böyle indirebildin?’ diye sorar. Habbab bin Eret ona bakar ve der ki: ‘Ey Musab, vallahi içimde öyle bir yangın var ki, içimdeki yangın bana elimin yangınını hissettirmiyor bile.’ Musab da ‘Peki nedir seni yakan, senin içini kavuran bu yangın nedir?’ diye sorunca Habbab ona Peygamber aleyhissalatu vesselamdan bahseder, onun getirdiği dinden bahseder ve Musab bin Umeyr aradığını bulmuş gibi içinde bir rahatlık hisseder. ‘Habbab, beni götür; Allah Resulü ile tanışmak istiyorum.’ der. Habbab bin Eret bir köledir, istediği gibi hareket edemiyor ama Musab bin Umeyr’i alır ve Allah Resulü’nün yanına giderler.” ifadelerini kullandı.
“Allah için bir şeyler yapmalıyız”

Musab bin Umeyr in dünya mallarını elinin tersiyel ittiğini söyleyen Demir, “Allah Resulü aleyhissalatu vesselam ona Allah’ı anlatır, kendini tanıtır ve Mus'ab bin Umeyr’in içindeki ışık yanar. Parantez açmak istiyorum; bakın Mus'ab bin Umeyr Allah Resulü’nün yanından gittikten sonra hayatında değişiklikler oldu. Onun gibi diğer sahabeler de öyledir. Ebuzer el Gaffari’ye bir bakın; bir yol kesen, bir eşkiyaydı. Daha önce korka korka Mekke’ye gelmişti ve Hz. Ali ile beraber gizli bir şekilde, saklana saklana Allah Resulü’nün yanına gelmişlerdi. Allah Resulü ona Rabbini tanıtınca, Allah’ı tanıtınca, Peygamberi kendini tanıtınca o korkarak gelen Ebuzer el Gaffari var ya, dedi ki: ‘Ya Resulallah, ben şimdi Kâbe’nin önüne gideceğim ve Rabbime orada haykıracağım, peygamberliğini orada haykıracağım.’ diyerek korkarak geldiği yerden büyük bir cesaretle çıkıyor ve Kâbe’nin önüne giderek ‘La ilahe illallah, Muhammeden Resulullah.’ diyor. Ebuzer Gaffari’ye Allah Resulü aleyhissalatu vesselam bizim öğrendiğimizden başka bir şey mi öğretti acaba? Veya Musab bin Umeyr, dünyanın bütün zenginlikleri elinin altındayken, annesi ona her türlü imkânı sunmuşken, onun giydiğini Mekke’de kimseler giyemezken Allah Resulü’nün yanına gelip çıktığında acaba ne öğrendi de bütün her şeyi elinin tersiyle itebildi? Yani biz o döneme baktığımız zaman Allah Resulü’nün onlara öğrettiği, Bilal’den Habbab’tan duyduğumuz ‘La ilahe illallah’, bazen ‘Resulullah’, bir de ‘Ehad’dir. Yani ‘Allah birdir.’ Vallahi biz onlardan bugün çok çok fazla şey biliyoruz. Bugün Kur’an’ın tamamı bizim elimizdedir. Ama bizim hayatımızda acaba ‘La ilahe illallah’ dediğimizde değişiklikler oluyor mu? Bir hareketlilik oluyor mu? Yerimizde duramaz hâle geliyor muyuz? Allah için bir şeyler yapmalıyız diye içimizde öyle bir his oluyor mu? Acaba bir düşünmemiz lazım.” diye konuştu.
“Vallahi ben ona iman ediyorum anne”
Mus'ab bin Umeyr in annesinin onu yolundan çevirmek için yaptığı işkencelere değinen Demir, “İşte Mus'ab bin Umeyr Müslüman olunca üzerine titreyen annesi bunu fark ediyor. Her zamanki oğlunda bazı değişiklikler var. ‘Acaba bu neden kaynaklanıyor?’ diye bir gün akrabası olan Osman bin Talha’yı görevlendiriyor. Diyor ki: ‘Ey Osman, benim bu oğlumda bazı değişiklikler var. Artık Musab eski Mus'ab değil; gülmüyor, yanımda kalmıyor, arkadaşlarıyla gezmiyor. Onu bir takip et, ne iş çeviriyor?’ diye Osman bin Talha’yı görevlendiriyor. Musab bin Umeyr’in ardına düşüyor Osman bin Talha ve Musab’ı takip ettikten sonra durumu öğrenince annesi Münas Hatun’un yanına geliyor. Diyor ki: ‘Vallahi duyacağın şeyler belki seni üzecek ama senin oğlun da yetim olan, çoban olan Muhammed’in dinine girmiş.’ Ey Münas… Annenin dünyası başına yıkılıyor. ‘Nasıl olur da benim gibi zengin, ihtişamlı bir kadının oğlu bir çobanın, bir yetimin ardında gider?’ Musab geldiği zaman: ‘Ey oğlum, doğruyu söyle, sen de mi Muhammed’e iman ediyorsun?’ Musab annesinden bir şey gizleyemeyeceğini anlayınca: ‘Vallahi ben ona iman ediyorum anne.’ diyor. Tabii anne önce güzel ve tatlı bir dille: ‘Vazgeç bu işten.’ diyor. Bakıyor ki Musab dininden dönmüyor, davasından dönmüyor. Bu sefer o zengin olan kadın, kölelerini çağırıyor. Mus'ab’ın eli bağlanıyor. Bağlanan ip kölelerin eline veriliyor. Mekke sokaklarında aşağılayıcı bir şekilde gezdiriliyor, rezil edilmeye çalışılıyor annesi ve babası tarafından. Ama Mus'ab vazgeçmiyor. İşkence seansları başlıyor Musab için. O bakmaya kıyamadığı evladına olmadık işkenceler yapıyor annesi Münas Hatun. Ama bakıyor ki Mus'ab davasından vazgeçmiyor ve karşısına alıyor. Diyor ki: ‘Ey Mus'ab, ya beni tercih edersin ya Muhammed’i. Ama onu takip edersen bil ki sana servetimden hiçbir pay vermeyeceğim.’ Onu maddiyatla korkutuyor, dünya ile korkutuyor.” şeklinde konuştu.
“Ey anneciğim, vallahi ben davamdan vazgeçmem”

Habeşistana hicret edilen süreçten bahs eden Demir, “Bugün biz dünya için neler yapıyoruz acaba? Dünyayı elde etmek için, dünyanın kazanımlarını veya arabalarını, evlerini kazanmak için neler çevriliyor piyasada? Ama Musab, elinde olan o bütün varlığı Allah ve Resulü için: ‘Ey anneciğim, vallahi ben davamdan vazgeçmem. Ama ben istiyorum ki sen de Muhammed’e inanasın, sen de bir olan Allah’a iman edesin.’ deyince annesi ile beraber yolları ayrılıyor. Mus'ab bin Umeyr, o çok sevdiği aleyhissalatu vesselam’ın yanına Darü’l-Erkam’a geliyor. Allah Resulü’nün dizinin dibine oturuyor ve Allah Resulü’nden gelen bütün vahiyleri tek tek ezberliyor, onun ahlakıyla ahlaklanıyor. Zaten Allah Resulü’ne de en çok benzeyen, tarihte Mus'ab bin Umeyr’dir. Ama tüm Müslümanlara olduğu gibi, özellikle fakir ve sahipsiz olan Müslümanlara işkencenin zirvesi yaşatılıyordu. Allah Resulü, Müslümanların bu işkencelere dayanamadığını görünce hicret emrini verdi ve o gün Musab bin Umeyr de dahil olmak üzere 15 kişilik bir ekip; Hazreti Osman, Allah Resulü’nün kızı Hazreti Rukiye’nin de içerisinde olduğu 15 kişi, istemeyerek de olsa Habeşistan’a hicret etmek zorunda kaldılar. Ama istemeyerek yapılan bu yolculuk çok kısa sürdü. Çünkü Mus'ab bin Umeyr özellikle Allah Resulü’nden ayrılmak istemiyordu ama Mekke’nin şartları onu oradan ayrılmaya mecbur kılıyordu.” ifadelerini kullandı
“Kendileri bile ne yaptıklarına şaşırdılar”
Necm Suresi indikten secde eden Mekkelilere değinen Demir, “Habeşistan’a hicretin 3. ve 4. ayları… Allah Resulü aleyhisselam Mekke’deki bütün kodamanları, Mekke’nin zenginlerini bir arada bulurken; o sürede Allah tarafından indirilen Necm Suresi’ni o müşriklere okuduğu zaman, secde ayetlerine geldiğinde Allah Resulü ve sahabeler secde ettiler. Mekke’deki bütün insanlar o dönem orada bulunanlar o zamanda Ebu Cehil’i, Ebu Leheb’i hep beraber secdeye götürdüler. İstem dışı… Kendileri bile ne yaptıklarına şaşırdılar. Ve bu haber Habeşistan’a farklı bir şekilde ulaştı. Zaten gönlü gitmekten yana olmayan Mus'ab haberi duyunca: ‘Ey Musab, Mekke’deki müşriklerin hepsi iman ettiler. Ebu Cehil, Ebu Leheb secde etmiş. Geri dönebilirsiniz.’ denilince bir saniye bile durmadan Musab bin Umeyr yola çıkar ve Mekke’ye gelir. Fakat geldiği zaman bakar ki söylenilen gibi değil. Ebu Cehil yine aynı Ebu Cehil, Ebu Leheb yine aynı Ebu Leheb. Diğer müşrikler azgınlıklarının son zirvesine kadar Müslümanlara işkence ediyorlar.” dedi.
Program, ilahi ve ezgilerin seslendirilmesi ve Eyüp Maytalman tarafından yapılan dua ile sona erdi. (İLKHA)
YASAL UYARI: Yayınlanan yazılı haber, fotoğraf ve videonun tüm hakları İlke Haber Ajansı Basın Yayın San. Tic. A.Ş.'ye aittir. Hiçbir surette haber, fotoğraf ve videonun tamamı veya bir kısmı yazılı sözleşme yapılmadan veya abone olmadan kullanılamaz.
Şırnak’ın Cizre ilçesinde yedikleri pizzadan zehirlenerek hastaneye kaldırılan 4 kişiden biri, hayatını kaybetti.
Seyhan ilçesinde berber dükkânına düzenlenen silahlı saldırıda ağır yaralanan kişilerden biri hayatını kaybetti.
Seyhan ilçesi Barış Mahallesi’nde bir berber dükkânına düzenlenen silahlı saldırıda biri ağır 3 kişi yaralandı.