İran İslam İnkılâbı 47 yaşında: Emperyalizme ve siyonizme meydan okuma devam ediyor
1979'da emperyalizme ve iç baskıya karşı ayağa kalkan İran halkı, İmam Humeyni'nin liderliğinde kurduğu İslam Cumhuriyeti'nin 47'nci yıldönümünü milyonların katıldığı yürüyüşlerle kutluyor. 22 Behmen ruhu, bugün yalnızca bir hatıra değil; ABD ve siyonist rejimin saldırılarına rağmen dimdik ayakta duran bir direniş iradesi olarak yeniden sahnede.
İran İslam İnkılâbı, yalnızca bir iktidar değişimi değil, bir milletin kaderine el koyduğu tarihsel bir kırılmaydı.
7 Ocak 1978'de başlayan ve 11 Şubat 1979'da zafere ulaşan süreç, Pehlevi hanedanının Batı destekli baskı düzenine karşı yükselen halk öfkesinin örgütlü bir devrime dönüşmesiydi.
1953'te CIA-MI6 destekli darbe ile devrilen Başbakan Muhammed Musaddık'ın ardından İran, petrolü ve siyaseti üzerinde yeniden Batı vesayetine sürüklenmişti. Muhammed Rıza Pehlevi yönetimi, CIA ve Mossad destekli SAVAK aracılığıyla muhalifleri sindiriyor, işkencelerle bir korku rejimi kuruyordu.
Ancak camilerden üniversitelere, çarşılardan fabrikalara uzanan geniş bir toplumsal taban, İmam Humeyni'nin çağrısı etrafında birleşti.
16 Ocak 1979'da Şah ülkeyi terk etti.
1 Şubat'ta İmam Humeyni 14 yıllık sürgünün ardından Tahran'a döndü.
11 Şubat 1979'da ise İran halkı devrimi zafere ulaştırdı.
Mart 1979'daki referandumda halkın ezici çoğunluğu İslam Cumhuriyeti'ne "evet" dedi. Böylece İran, emperyalist müdahaleye karşı bağımsızlık eksenli yeni bir devlet modelini ilan etti.
47 yıl sonra: 22 Behmen ruhunun yeniden sahneye çıkışı
2026'da İran, İslam İnkılâbı'nın 47. yıldönümünü "Güçlü İran, Kazanan Millet" sloganıyla kutluyor.
Tahran başta olmak üzere 1400'ü aşkın şehir ve ilçede milyonlar meydanları doldurdu. Çocuklar, gençler, 1979'un tanıkları ve yeni kuşaklar yan yana saf tuttu.
Yaklaşık 7 bin 700 yerli ve yabancı gazeteci yürüyüşleri takip ederken, 70'ten fazla ülkedeki İran temsilciliklerinde de anma programları düzenlendi.
İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Seyyid Ali Hamanei, yayımladığı mesajda 22 Behmen'i "büyük fetih" olarak niteledi.
Ali Hamanei'in vurguladığı gibi, millî güç yalnızca askeri kapasiteyle değil, halkın iradesiyle ölçülür. 47 yıl boyunca her 11 Şubat'ta milyonların sokağa çıkması, devrimin meşruiyetinin canlılığını gösteriyor.
ABD ve siyonist rejimin bitmeyen müdahaleleri
İslam İnkılâbı'nın anti-emperyalist karakteri, 4 Kasım 1979'daki ABD büyükelçiliği baskınıyla sembolleşti. İranlı öğrencilerin ele geçirdiği belgeler, Washington'un İran iç siyasetindeki müdahalelerini gözler önüne sermişti.
Bu gerilim, 47 yıl boyunca farklı biçimlerde devam etti.
Son bir yıl içinde ABD ve siyonist rejim, İran'a yönelik hibrit savaş yöntemlerini artırdı. Siber saldırılar, suikast girişimleri, bölgesel vekil unsurlar üzerinden yürütülen sabotajlar ve doğrudan askeri tehditler, Tahran'a karşı baskı politikasının yeni halkalarını oluşturdu.
Özellikle 2025 yılında İran topraklarını hedef alan saldırılar, bölgesel gerilimi tırmandırdı. Buna rağmen İran, caydırıcılık kapasitesini ortaya koyarak saldırılara karşılık verdi ve direniş ekseninin geri adım atmayacağını ilan etti.
Bu tablo, 1979'daki bağımsızlık iddiasının bugün de canlı olduğunu gösteriyor.
Anti-siyonist direnişin stratejik merkezi
İslam İnkılâbı, Filistin meselesini yalnızca diplomatik bir başlık değil, ilkesel bir dava olarak konumlandırdı.
İmam Humeyni'nin Kudüs vurgusu, İran dış politikasının temel taşlarından biri oldu. Bugün de İran, Gazze başta olmak üzere Filistin direnişine verdiği destekle küresel anti-siyonist hattın merkezinde yer alıyor.
Bu tutum, siyonist rejimin İran'ı birincil tehdit olarak görmesinin de temel nedeni.
Bölgedeki direniş hareketlerinin ayakta kalmasında İran'ın sağladığı siyasi ve stratejik destek belirleyici rol oynuyor.
İç tartışmalar ve "Üçüncü Cumhuriyet" perspektifi
47 yıl sonra İran, yalnızca dış baskılarla değil, içeride ekonomik ve sosyal reform talepleriyle de yüz yüze.
Ancak devrim karşıtı monarşist restorasyon girişimleri ve SAVAK mirasını canlandırma çabaları, toplumda karşılık bulamıyor.
İran'daki tartışma, devrimin terk edilmesi değil; daha adil, daha üretken ve daha güçlü bir İslam Cumhuriyeti'nin inşası üzerine yoğunlaşıyor.
"Üçüncü Cumhuriyet" tartışmaları, ekonomik adaletin derinleştirilmesi ve genç kuşakların sisteme daha aktif katılımı gibi başlıkları gündeme taşıyor.
Bu durum, devrimin durağan değil; kendini yenileyen bir süreç olduğunu gösteriyor.
Geçen yılın saldırıları: Hibrit savaşın yeni aşaması
47'nci yıl kutlamaları, İran'ın son bir yılda maruz kaldığı doğrudan ve dolaylı saldırıların gölgesinde gerçekleşiyor.
2025 yılı boyunca ABD ve siyonist rejim, İran'a karşı hibrit savaş yöntemlerini yoğunlaştırdı. İran topraklarına yönelik sabotaj girişimleri, siber saldırılar, askeri tesisleri hedef alan operasyonlar ve direniş eksenini zayıflatmaya dönük bölgesel hamleler dikkat çekti.
Özellikle siyonist rejimin İran'ın savunma ve nükleer altyapısını hedef alan saldırıları ve ABD'nin bölgedeki askeri yığınaklarını artırması, gerilimi tırmandırdı.
Ancak İran, bu saldırılara karşı caydırıcılık kapasitesini açık biçimde ortaya koydu. Füze ve İHA sistemleriyle verilen karşılıklar, Tahran'ın "cevapsız bırakmayacağız" doktrinini somutlaştırdı.
ABD ve siyonist rejimin yeni hesapları
ABD ve siyonist rejim, son dönemde İran'a karşı askeri ve siyasi baskı seçeneklerini yeniden gündemine aldı.
Washington yönetimi bir yandan dolaylı müzakere kanallarını açık tutarken, diğer yandan bölgedeki askeri varlığını artırarak Tahran'a mesaj vermeye çalışıyor.
Siyonist rejim ise İran'ın savunma altyapısını ve bölgesel etkisini hedef alan yeni saldırı senaryolarını tartışıyor.
Batı basınına yansıyan değerlendirmelerde, olası hava saldırıları ve siber operasyon seçeneklerinin masada olduğu belirtiliyor.
Buna paralel olarak yaptırımların genişletilmesi ve ekonomik baskının artırılması da müzakere sürecinin bir parçası olarak öne çıkarılıyor.
İran tarafı ise tehdit altında yürütülen bir müzakerenin meşru olmayacağını vurgulayarak, baskı ile sonuç alınamayacağını ifade ediyor.
Tahran, savunma kapasitesinin ve caydırıcılığının herhangi bir saldırı hesabını maliyetli hale getireceğini sık sık dile getiriyor.
Bölgesel gözlemciler, askeri tehdit ile diplomasi söyleminin birlikte kullanılmasının Washington ve siyonist rejimin klasik baskı stratejisi olduğunu değerlendiriyor.
Ancak İran'ın son yıllarda geliştirdiği füze ve İHA kapasitesi, olası bir maceranın sonuçlarını öngörülemez hale getiriyor.
Devrim sürekliliktir
İran İslam İnkılâbı, 47 yıl sonra yalnızca geçmişte kalmış bir tarihsel olay değil.
Her 22 Behmen'de milyonların sokaklara çıkması, devrimin toplumsal meşruiyetinin canlılığını gösteriyor.
ABD ve siyonist rejimin baskılarına rağmen İran'ın geri adım atmaması, devrimin özündeki bağımsızlık iradesinin hâlâ güçlü olduğunu ortaya koyuyor.
Bugün Tahran meydanlarında yükselen sloganlar, 1979'un hatırasından ibaret değil; emperyalizme ve siyonizme karşı süren mücadelenin güncel ilanıdır.
47 yıl önce yakılan ateş, tüm baskılara rağmen sönmedi.
Aksine, bölgesel direniş eksenini besleyen bir stratejik güce dönüştü.
Ve 22 Behmen, her yıl olduğu gibi bu yıl da İran milletinin dünyaya verdiği net mesaj oldu: Bu devrim ayakta, bu direniş sürüyor. (İLKHA)
YASAL UYARI: Yayınlanan yazılı haber, fotoğraf ve videonun tüm hakları İlke Haber Ajansı Basın Yayın San. Tic. A.Ş.'ye aittir. Hiçbir surette haber, fotoğraf ve videonun tamamı veya bir kısmı yazılı sözleşme yapılmadan veya abone olmadan kullanılamaz.
Necmettin Erbakan Üniversitesi tarih öğretim üyesi Prof. Dr. Bekir Biçer, insanlık tarihinden günümüze savaşların, küresel güç dengelerinin ve ideolojik dönüşümlerin etkisini değerlendirdi. Gazze başta olmak üzere son gelişmelerin küresel sistemi sorgulattığını belirten Biçer, toplumların kendi değerlerine sahip çıkması gerektiğini söyledi.
Seyyid Ebu'l Ala El Mevdudi'nin 1941 yılında kurduğu partinin Bangladeş'teki lideri Şafikur Rahman, ülkede 12 Şubat'ta gerçekleştirilecek seçimlerde başbakan olmaya yakın duruyor.
Bangladeşli bir doktor ve İslami siyaset yürüten Şafikur Rahman, Şubat 2026'da yapılacak parlamento seçimlerinde Cemaat-i İslami partisini yönetecek ve 2028'e kadar sürecek üçüncü dönem için parti lideri olarak seçildi.